Çocuklarımızı Uyandırmak Değil Onlarla Birlikte Uyanık Kalmak
Çocuklarımızı Uyandırmak Değil Onlarla Birlikte Uyanık Kalmak
Günümüz dünyası çocuklarını korumak isteyen anne babaları, büyük bir ikilemin tam ortasına sürüklüyor. Bir yandan çocukluklarını yaşasınlar, korkmasınlar, travmasız büyüsünler istiyoruz. Diğer yandan sosyal medyada, okulda, sokakta ve hatta dijital oyunlarda onları bekleyen tehlikeleri görüyor ve ürküyoruz. Bu noktada ailelerden sıkça duyduğumuz bir cümle var: “uyuyan çocuğu uyandırmayalım.”
Peki gerçekten çocuklar mı uyuyor? Yoksa uykuda olan biz yetişkinler miyiz?
Zaman değişti. Bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Çocuklarımız her gün birçok kötü şeye maruz kalıyor; bazen ekranın arkasında, bazen bir arkadaş sohbetinde, bazen okulda, bazen sadece sokakta yürürken…
Çocuklarımız bizden çok daha uyanık ve algıları açık. Böyle bir çağda yaşıyorlar. Kulakları her yerde, gözleri her şeyi görüyor. Yaşları küçük olabilir ama algıları değil. Bugün 8 yaşındaki bir çocuk, dijital dünyadaki bir kriz hakkında bizden önce haberdar olabilir. Ne her şeyden habersiz kalmalarını istemek gerçekçi, ne de hayatın tüm yükünü omuzlarına bırakmak doğru. Belki de en dengeli yol çocuklarımızı korkutmadan bilgilendirmek; fazla yüklenmeden güçlendirmek. Bu yüzden mesele onları uyandırmak değil, onlarla uyanık kalabilmektir.
Çocukları Bilgilendirmek mi, Korkutmak mı?
“Çocuklarımızı bilgilendirmek bilmedikleri şeyleri akıllarına sokmak olur mu?” Bazen bizler, “benim çocuğumun aklına böyle şeyler gelmez” diyebiliyoruz. Ama çocuklar zaten bir şeyler görüyor, duyuyor. Oysa çocukların zihinleri sanıldığından çok daha açık. Çocuklar bizim sandığımızdan daha fazla farkındalık sahibi. Yanlış olanı, bir bakışın tuhaflığını, bir davranışın sınırları aştığını hemen fark edebiliyorlar. Fakat gördüklerini duyduklarını, hissettiklerini nasıl anlamlandıracaklarını bilemediklerinde ne yapacaklarını da bilemiyorlar. İşte asıl tehlike burada başlıyor. Sonuç olarak bizim rehberliğimize ihtiyaç duyuyorlar.
Gündemi sarsan haberleri çocukla paylaşmak, onların aklında olmayanı aklına sokmak anlamına gelmez. Asıl mesele, zaten gördüğü duyduğu şeyleri nasıl anlamlandırdığı ve bunlara karşı nasıl refleksler geliştirdiğidir. Biz susarak o sessizliği bir başkası belki de yanlış bilgilerle dolduracaktır.
Hatırlayalım “tanımadığın kişiden şeker alma” demek, korkutmak değil, korumaktır. Bu uyarı bize her güzel görünenin güvenli olmadığını öğretmişti.
O yüzden çocukları risklerle ilgili bilgilendirmek, onlara kötülüğü öğretmek değildir; kötülükle karşılaştıklarında ne yapacaklarını öğretmektir. Çocukları korumak demek, sadece kötü bir durumun gelmesini engellemek değil; kötü bir durum karşısında nasıl davranmaları gerektiğini öğretmektir. Korkutmadan, dramatize etmeden; bilinçli bir şekilde.
Albert Einstein şöyle der: “Dünyayı tehdit eden en büyük tehlike, kötülük yapan kötü insanlar değil, onların yanında sessiz kalan iyi insanlardır.”
Çocuğumuzu korkutarak değil; kötülüklere karşı hazırlayarak büyütmeliyiz. Bu bir denge meselesidir. Ne bütün kötülükleri gözlerinin önüne sererek çocukluğunu çalmalıyız ne de hiçbir şeyden haberdar etmeyerek ona karşı dünyayı sessizce terk etmeliyiz.
Kimi zaman çocuğa şunu sormak daha büyük kazanım olabilir: “Böyle bir durumda sence ne yapılmalı?” Çünkü çocuk zaten düşündü, gördü, duydu ya da yaşadı. Sadece bununla nasıl başa çıkacağını bilmiyor.
Sessiz Kalmak Korumak Değildir
“Benim başıma gelmedi, bizim çevrede olmaz” demek, tehlikeyi yok etmez. Kötülükleri yok saymak, sadece onun daha da büyümesine yol açar. Anne babalar olarak en büyük sorumluluğumuz, çocuklarımızı gerçeklikten uzak tutmak değil, gerçeklikle baş edebilecek donanıma sahip olmalarını sağlamaktır.
Çocuğa anlatılmayan her gerçek, bir gün onun karşısına bilinçsiz bir şekilde çıkar. Ve biz çocuklarımıza bilgi vermediğimizde, bu görev başka yerlerce üstlenilir. Bazen yanlış bir arkadaş, bazen yanıltıcı bir video, bazen karanlık niyetli bir yetişkin…
O yüzden sormamız gereken soru şudur: “Çocuğuma hayatı ben mi anlatacağım, yoksa hayat mı ona acı şekilde öğretecek?”
Korumak İçin Önce Anlamak
Korumak için önce anlamak gerekir. Çocuklarımızı önce anlamak gerekir. Bir çocuğun dünyasında yol gösterici olmak sadece bilgelikle olmaz; yol gösterici olmak için onu anlamak şarttır. Çocuklarımıza sahici bir rehberlik sunmak için dünyayı çocuklarımızın gözleriyle görmeye cesaret etmeliyiz. Onların algılarını, neyi nasıl gördüklerini anlamaya çalışmak, onları kötülüklerden korumanın ilk adımıdır.
Sözcüklerle kendimizi ifade etmekten çok, onların duygularına dokunmak gerekir. Bazen anlattıklarımızdan çok, onların hissettiklerine kulak vermek; birlikte hissetmek ve onları anlamak daha güçlü bağlar kurmamızı sağlar.
Onlarla diyaloğumuzda güvenli iletişim alanları inşa etmek esastır. Çocukların korkularını, sorunlarını, sorularını, hata ve yanlışlarını çekinmeden paylaştıkları bir ortam oluşturmak, onları yalnızlıktan korur.
Bilgi ile keşif yolculuğu önemlidir. Onlara sorular sorup birlikte araştırmak öğretmekten çok öğrenmenin kapısını açar. Tüm tehlikeleri sıralayıp kaygıya boğmak yerine duyduklarımızın ve gördüklerimizin öğrenmeye dönüştüğünü kavratmak çocuğu güçlendirir.
Biz onlara sadece hayata gelmeleri için vesile olmadık. Vesile olduğumuz hayatı anlamlandıracak, koruyacak, şekillendirecek donanımı da sunmak zorundayız. Çünkü mesele çocuğu uyandırmak değil; onunla uyanık kalmak ve göz göze geldiğimizde susmak değil, onunla konuşmaktır.
