17Nis2026

Aslını bilmeyen neslini ihya edemez

Söz Konusu Cinsel Kimlik Karmaşası Olunca Rafa Kalkan Bilimsel Gerçekler

Yazar

Psikolojik Danışman Mükerrem Demirci

Söz Konusu Cinsel Kimlik Karmaşası Olunca Rafa Kalkan Bilimsel Gerçekler

Blog Yazısı
Yazar: Psikolog Osman AYYILDIZ

Blog Yazısı


SONRADAN LGBT+ OLUNUR MU ? Bu çalışmada bir çok mecrada tartışılan, gerçi bazen tartışılmasına imkan bile verilmeyen lgbt+ kavramına bir göz atıp, mümkün değil denen “sonradan değişim” in aslında olabileceğini kanıtlamaya çalışacağız. 1) Ben doğuştan beri böyleyim: Kohlberg’e göre, çocuklar 3 yaş civarında, kendilerini kız ya da erkek olarak tanımlayabilmektedirler. Ayrıca 5 ila 6 yaş civarında kadın ve erkek rolleri arasındaki farkı iyice öğrenmiş olurlar. Freud’un psikoseksüel gelişim kuramına göre Fallik Dönem (3-6 yaş); Cinsel kimliğin kazanılmaya başlandığı bu dönemde, çocuk cinsiyet farklılıklarını fark etmeye başlamakta, sorular sormaktadır. Demek ki belli bir yaşa kadar çocuklar daha kendi biyolojik cinsiyetleri hakkında bile fikir sahibi olamıyorlar. 5-6 yaşına kadar da cinsel kimlikleri hakkında fikirleri gelişmeye devam ediyor. O yüzden “ben doğuştan beri böyleyim” diyen bir lgbt birey söylem olarak hatalıdır. Kendilerinin bu beyanları cinsel yönelimlerinin doğuştan geldiğine dair bir kanıt olamaz. 2) Kendimi bildim bileli böyleyim: Bu söylem biraz daha anlaşılabilir gelse de cinsel kimliğin, cinsel rollerin öğrenildiği süreçte (5-6 yaşına kadar) çocukların genelde beklenilenden uzak davranışları ve karşı cins ile ilgili oyuncak ve oyunlara yönelmeleri bir çocuğun eşcinsel olduğuna veya olacağına dair bir kanıt olamaz. Bir çocuk psikoseksüel süreçlerden geçerken ne yaşadığı, aile içi ilişkilerde hangi role mahkum olduğu, cinsel rol model bulup bulamadığı, doğru modelle özdeşim kurup kurmadığı.. ve daha bir çok ihtimal göz önüne alınmadan onun eşcinsel olduğu veya ileride olacağı söylenemez. 3) Fiksasyon (saplanma,takılı kalma): Freud’un bahsettiği Fallik Dönem: 3-6 yaş arasındaki dönemdir. Bu dönemin en önemli haz kaynağı cinsel organdır. Karşı cins ebeveyne karşı sevgi, yakınlık ön plandadır. Kıskançlık, sevgi, düşmanlık kişiliği etkiler. Çocuğun cinsel soruları giderek artar. Çocuğun cinsiyet rollerini kazandığı dönemdir. Çocuk ve anne-baba arasındaki sıcak ve sevgi dolu iletişim yetişkinin değer sistemlerinin içselleştirilmesini ve kişiliğin bir parçası olmasını sağlar.” (Doç. Dr. Ahmet Çoban / www.adnancoban.com.tr) Fiksasyonlar, bu kritik dönemde çocuğun yaşadığı çatışmalar veya travmalar sonucunda ortaya çıkar. Bu takılı kalma durumu, çocuğun ilerleyen dönemlerde cinsellikle, ilişkilerle ve kimlikle ilgili sorunlar yaşamasına neden olabilir. Erikson’un kuramındaki “Girişimciliğie Karşı Suçluluk” kategorisi: Bu dönemde merak, sorular ve bağımsız davranma girişimleri artmaktadır. Çocuk kendi başına öğrenmeye başlar ve girişimlerde bulunur. Bu dönemde, çocuklar cinsellikle ilgili konuları da merak etmeye başlarlar. Çocuğun cinsellikle ilgili meraklı davranışları ya da soruları nedeniyle korkutulması sonucunda suçluluk duyguları gelişecektir. Çocuk cinsellik ve diğer konulardaki merakından dolayı azarlanırsa veya uygun olmayan tepkilere ya da ilgisizliğe maruz kalırsa, ilerleyen yaşlarında, ergenlik döneminde ve sonraki yaşamı boyunca cinsellik ve diğer birçok alanda davranışlarının, düşüncelerinin ve hatta duygularının yanlış olduğu hissine kapılacak ve suçluluk duyacaktır. “Biyolojik Cinsiyet” ve “Cinsel Kimlik/Cinsiyet Rolü” ile ilgili başarılan adaptasyonlar çocuğun bedensel ve psikolojik olarak hem cinsiyetini hem de davranışlarını kabul etme konusunda ona huzur ve tatmin verir. Bu süreçte yaşanan olumsuzluklar “korku, suçluluk, belirsizlik, tatminsizlik, pişmanlık, utandırılma, doymamış merak, aşağılanma” durumları çocukların hem kendi cinsiyetine hem diğer cinsiyete hem ilişkilere bakış açısını değiştirebilir. Bu da beklenen, cinsiyete uygun davranışların ve tutumların görülmesine engel olacak kadar psikolojik sonuçların olma ihtimalini güçlü bir şekilde ortaya koyar. 4) Özdeşim Kurma (özdeşleşme): Bir kişinin başka birindeki beğendiği özellikleri taklit etmesi ve karşıdakinin duygu ve düşüncelerini kendisine aitmiş gibi görmesidir. Öz Kendilik kavramı, yani başkasının davranışını kendileştirme, kendine uyarlama olarak anlayabiliriz. Bir çok alanda olduğu gibi çocuklar, cinsel kimlik geliştirirken de çevresindekilerden örnek alıp davranış sahiplenirler. Bunun için evde kendilerine rol model olacak kişileri izlerler. bunlar genelde aile içindeki anne ve babadır. Kız çocuklar annelerinin topuklu ayakkabılarını giyer, makyaj malzemelerini kullanır. Erkek çocuklar da, babalarının eşyalarını kullanmayı deneyip, onlar gibi tıraş olmaya çalışırlar. Evcilik oynayıp erkek baba kız da anne olur. Çocukların genelde anne ve babalarının cinsiyetlerine ait bu davranışlarını kendilerine model alma eylemine cinsel özdeşim kurma denir. Peki bu çok kritik dönemde, çocuk kendisine model olarak karşı cinsi seçerse? Evet çocuklar kendi cinsiyetlerinden birilerini model alamazlarsa, uygun rol model yoksa, anne veya baba ölmüşse, anne vaya baba çok baskıcı, çok umursamaz veya eşine çok kötü davranan birisi olursa çocuklar olumlu izlenim almadıkları için karşı cinsten kişilerle özdeşim kurabilirler. bu da bir erkeğin kız, bir kızın erkek gibi davranışlar sergilemesine sebep olabilir. Geniş bilgi için izleyebilirsiniz. (https://www.youtube.com/watch?v=WWNl3Vm-8n0&t=14s) Genel olarak görülüyor ki, önemli gelişim dönemlerinde yaşanan aykırılıklar tutum, davranış ve inanç özelliklerini etkileyebiliyor. 5) Vahşi doğada yetişen çocuklar: Dünyada çeşitli nedenlerle bazı çocuklar uzunca bir süre ailelerinden kopup vahşi yaşamda yaşamak zorunda kalmışlardır. Bunlardan sadece bir tanesi “Köpek Kız Oxana” dır. Oxana, anne ve babası tarafından terkedildikten sonra 1991 yılında 8 yaşındayken köpeklerin arasında yaşarken bulundu. Dört ayağının üzerinde duruyor, havlıyor, insani davranışlardan uzak davranışlar sergiliyordu. Beynin öğrenme ve kopyalama özelliği, sosyal hayatta insan davranışlarını öğrenmeyle sonuçlandığı gibi, bu tür bir ortamın yerini doğa ve vahşi yaşam aldığında hayvan davranışlarını taklitle sonuçlandığını gözler önüne serer. (Güliz Altınbaşak / Pisikolog ve Nörobilim Uzmanı / https://www.uplifers.com/tarihin-vahsi-cocuklari-biyolojik-kimlik-insan-olmak-icin-yeterli-midir/ ) Görülüyor ki, uygun şartlar ve ortam olmazsa bırakın kadın veya erkek cinsiyetine göre davranmayı, insan olarak bile davranmaktan uzak bireyler ortaya çıkabiliyor. İnsan gelişiminde kritik dönemlerde gereken öğrenme sağlanmazsa daha sonradan geriye dönüş oldukça zordur. Tekrar görülüyor ki cinsiyete göre özdeşim kurmak için uygun modeller olmazsa kişi kendi cinsiyetine aykırı davranışlar sergileyebilir. “Model Alarak Öğrenme” ve “Sosyal Öğrenme” kişinin uzun süre taşıyabileceği, derinlere işlemiş davranışlara ve bu sayede beklenilenden uzak tutum ve inançlara erişmesini sağlayabilir. 6) Cinsiyet Hoşnutsuzluğu: Kişinin biyolojik cinsiyetiyle cinsiyet kimliği arasında uyumsuzluk yaşaması, bedeninden hoşnut olmaması, karşı cinsin beden özelliklerine sahip olmaya yoğun arzu duyması ve kendisine karşı cins gibi davranılma isteğini belirten kavramdır. (Cinsiyet disforisi: Kocaeli Üniversitesi Hastanesi Deneyimi / Aslıhan POLAT, Firdevs ALİOĞLU / Anadolu Psikiyatri Derg 2019; 20(1):101-109) Kısaca kız olarak doğup kız olmaktan veya erkek olarak doğup erkek olmaktan mutsuz olma durumudur. Reddedilen ya da kötüye kullanılan çocuklar karşı cinsiyetin kimliğini benimserse değer göreceği varsayımıyla hareket edebilir. Annenin ölümü, uzamış yokluğu veya depresyonu gibi durumlar, küçük erkek çocuğun annesiyle özdeşleşmesi yani onun yerini alma şeklinde bir yanıtla cinsiyet kimliği sorunlarını tetikleyebilir. (Psikiyatrist ve Psikoterapist Emine Filiz Uluhan) Cinsel Kimlik, kişinin sosyal öğrenmeyle, özdeşim kurmayla, anne-babaya olan tutumla yani genetik dışı faktörlerle ortaya çıkan bir tablodur. Yani yaşantılar sonucu ortaya çıkan sorunlar çocuğun cinsiyetinden hoşnut olmama durumunu ortaya koyabilir. 7) Gay geni araştırması: Herhangi bir eşcinsellik ile ilgili hormonal farklılık yoktur, genetik farklılık yoktur, kromozomal farklılık yoktur. Bu tamamen kişinin yönelimidir. (Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı) Toplumsal cinsiyet ve biyolojik cinsiyet ayrı kavramlar. Kadın ve erkek geni dışında bir gen yok! Bu bilimsel olarak kanıtlandı. Amerika, Kanada ve İngiltere’de Oxford’un, Harvard’ın 477 bin kişi üzerine yaptığı büyük bir genetik çalışma, üçüncü cinsiyet geni var mı diye araştırıldı. Bulunamayınca, Nature dergisinde 2019’un Ağustos’unda yayınlandı. (Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan) Görüyoruz ki bahsedilen büyük çalışma, insanların doğuştan “cinsiyet hoşnutsuzluğu sahibi” veya “lgbt eğilimli” olacak şekilde gen sahibi olmadığını gözler önüne seriyor. 8) Epigenetik: Anne ve babadan aldığımız genler ve onların dizilimi bizim kaderimizmiş gibi gözükse de, içinde yaşadığımız şartların bazı genlerimizi dönemsel olarak aktif veya inaktif yapması sürecidir. Çevresel faktörlerle içinde bulunduğumuz fizyolojik veya psikolojik durumlar bizlerde bir çok genin aktive olmasını veya deaktive olmasını sağlıyor. (Prof.Dr. Korkut ULUCAN / https://www.youtube.com/watch?v=CQUSvo6LS4Q&ab_channel=KorkutUlucan) Buradan yola çıkarak, eşcinsel geni olmadığına göre, hormonal farklılıklar olmadığına göre, cinsel yönelimin doğuştan gelmektense sonradan edinilen bir davranışlar bütünü, uyum, eğilim hali olduğunu düşünmek çok daha gerçekçi oluyor. 9) Nöroplastisite : Beynin kendini yeniden şekillendirme, programlama yeteneği olan Nöroplastisite kavramını atlamayalım. Nöronlar yeni deneyim ve yaşantılara göre aralarında ön görmedğimiz bağlar kurar ve artık bireyi belki de daha önce “olmaz” veya “acaba” dediği yeni süreçlere hazırlayabilir. Beyin zamanla içsel ve dışsal uyaranlara karşı farklı yanıtlar verir. ( Nöropsikolog Bora Küçükyazıcı – https://www.youtube.com/shorts/KFoGDS_WmPU ) ( Biyolog Prof. Dr. Sinan Canan – https://www.youtube.com/watch?v=ihVG1YxrlGs ) 10) Eşcinsellik normal mi? : Bir de farklı bir bakış açısıyla düşünerek araya bir not bırakalım. Canlılar yaşamlarına devam etmek ve üremek üzerine güdümlüdürler. Evrim Kuramı’na göre canlılar üremeye engel olan yaşam şartlarına maruz kalırlarsa soyları tükenmeye doğru gider. Eğer evrim gitgide gelişim ise eşcinsellik evrime de ters bir durumdur. Çünkü soyun devamını korumaya yönelik bir engeldir. 11) Tek Yumurta İkizleri: Tek yumurta ikizleri gen dizilimi olarak tamamen aynı olsa da her iki kardeş lgbt birey olmayabiliyor. Tek yumurta ikizlerinin genomları yani DNA dizilimleri aynıdır. Cinsiyet, kan grubu, saç ve göz rengi gibi bizi biz yapan birçok özelliğimiz DNA tarafından belirlenir. Bu nedenle tek yumurta ikizleri birbirine çok benzer. Daha önce de bahsettiğimiz gibi Epigenetik süreç, genetik materyalin yapısında yani DNA diziliminde değişime neden olmaksızın gen ifadesini değiştirir. Gen dizilimi tıpa tıp aynı olsa da tek yumurta ikizlerinin birisinin eşcinsel olduğu, diğerinin olmadığı örnekler düşünüldüğünde gene cinsel yönelimin doğuştan değil, yaşanan şartlara bağlı olarak zamanla ortaya çıktığı fikri daha da güç kazanıyor. 12) Ödül Merkezi ve Etken Maddeler: a) Beyindeki “Akkumbens Çekirdeği” olarak adlandırılan bölge “ödül merkezi” olarak bilinir. b) Vücutta birçok işlevi bulunan dopamin maddesi, sinir sistemine etki ederek beynin ödül sisteminde önemli bir rol oynar. Mutlulukla ilişkilendirilen dopamin aynı zamanda bir hormon görevi görür. c) Bir diğer önemli etken de Oksitosin hormonudur. Bu hormon insanlarda en fazla üremedeki rolü ile bilinir. Uzmanlar aşk hormonu oksitosinin partnerler arasındaki ilişkiyi ve bağlılığı güçlendirdiğini belirtiyor. Haz almak, ilişki kurmak için cinsiyet farkının önemli olmadığına inanan insanın algıları değişir. Bu yüzden karşı cins olmayan kişilerle de yakınlık kurma eğilimine sahip olabilirler. Yaşanılacak bu tarz ilişki deneyimlerinde fiziksel temaslar oksitosin ve dopamin salgılanmasına yol açar ve ödül merkezini uyarır. İyi ilişkiler, dokunmak, sarılmak, öpüşmek oksitosin salgılatır, kişiler arası çekimi ve bağlılığı artırır. Bu çekim tamamen bir eşcinsel birey oluşturmasa da biseksüel (iki cinsiyetten de hoşlanan) davranışlar kazanılmasına yol açabilir. 13) Farklı cinsel yönelim her yaşta ortaya çıkabilir mi? : Kimlik ve cinsel kimlik arayışında olan veya herhangi bir sebepten cinsel isteksizlik yaşayan kişilerin, önceki maddede anlattığımız yeni cinsel deneyimlerdeki gibi biyolojik akış içerisinde haz alma durumu ortaya çıkarsa “demek bende eşcinsellik varmış, bu yaşta ortaya çıktı.” şeklinde düşünceleri oluşabilir. Uygun zemin hazırlayan algılar, sosyal hayattaki normalleştirme, hormonlar ve oluşturdukları duygular, kontrollü veya kontrolsüz oluşan fiziksel uyarılma ile alınan hazlar bireyin “herhalde ben lgbt bireyim” diye düşünmesine, inanmasına yol açabilir. Burada asıl yaşanan, şaşırtıcı bir keşif değil, aşama aşama farklı cinsel tercihlere yönelebilen bireye dönüşme olayıdır. 14) Cinsel algı değişir mi? örnek 1) Önce gözünüzün önüne sadece yüzü kapalı ama fiziksel olarak çok beğeneceğiniz, sizi çok etkileyecek bir kişi getirin. Bu kişi isteyebileceğiniz her özellik, sizi etkileyecek, cinsel olarak uyaracak her artıya sahip olsun. Şimdi birden yüzü açılıyor ve aslında kendisi sizin kardeşiniz, ağabeyiniz veya ablanızmış. Ne yaşardınız iç dünyanızda? Dürtü ve hislerinize nolurdu bir anda? sönmeye başlarlar değil mi? Önce birisini beğeniyor gibiyken sonrasında belki rahatsız bile hissederdiniz kendinizi. örnek 2) Herkesin “ben onu kardeşim gibi görüyorum, başka gözle bakamam” dediği kişiler vardır. İşte bu, bahsedilen kişinin çekici olmadığından kaynaklanmaz. O kişinin bizim algımızdaki yerinden kaynaklanır. örnek 3) Bir kamyon lastiğiyle cinsel ilişki yaşamak aklınıza geldi mi hiç? Saçma buldunuz değil mi? Ama benzer boyutlarda ve benzer maddelerden yapılan ürünlerle insanlar cinsel deneyim yaşıyor. Örneğin genelde erkekler için yapılan plastik şişme kadınlar tüm dünyada satılıyor. Yani cinsel haz arayan kişi için bazen partnerin bir canlı olmasına bile gerek kalmayabiliyor. Partner, beklentileri kısmen karşılayınca gerisi hayal gücüne kalıyor. İşte burada da gördüğümüz gibi haz almak ve cinsel tatmin zihinsel algıya çok dayalıdır. Bazı uygun şartlarda, bir beden olduktan sonra erkek veya kadın ayrımı kimileri için önemini yitirebilir. 15) Haz Bağımlılığı : İnsan zamanla aldığı hazzın yetersiz olduğunu düşünüp, hissedip, sıradanlaşmaktan uzak olmak isteyebilir. O yüzden çok farklı fanteziler gelişmiştir. İşte ödül merkezinin daha fazla haz istediği durumlarda, zihnen normalliği kabullenilmiş, algı zemini hazırlanmış fanteziler devreye girer. Farklı cinsel yönelimler bu sayede de oluşabilir. Yani belli bir yaştan sonra bilinçli bir seçimle artık hemcinsinden de zevk alma konusunda girişimlerde bulunabilir insan. 16) Eşcinsellik Kaygısı : Kaygı bozukluğu yaşayan insanlar “beklenti anksiyetesi” adı verilen huzursuzluk yaşayabilirler. Bu anlarda insan delireceğini, kontrolü kaybedeceğini, kaygı atağı yaşayacağını düşünüp huzursuz olur. Örneğin bir çocuğun balkondan düşmesinden korkan birisi çocuk kucağındayken “ya onu atarsam” diye kaygıya kapılabilir. Aslında bu, kişinin kaygı duyduğu şeyin başa gelmesine karşı duygusal ve bilişsel olarak zayıflamış, gerçekten uzaklaşmış halidir. Eşcinsellikten veya farklı cinsel yönelime sahip olmaktan yoğun kaygılanan kişi doğru düşünmekten ve hissetmekten uzaklaşabilir. Bu süreçte hiç ilgisi olmasa bile hislerin veya bedenin durumunun lgbt bireye dönüşme sinyalleri olduğu sanılabilir. 17) Çeşitli yönelimli gruplar, toplumlar: Ataerkil bir toplum olan Eski Roma’da güçlü ve soylu erkekler cinsel partner seçerken güçsüz, pasif, alt tabakadan veya köle erkekleri de tercih edebilirlerdi. Cinsellik için “kadın-erkek” ayrımı yerine “aktif-pasif”, “güçlü-güçsüz” daha önemli halde olabilirdi. Bu mekanizmada partnerin kadın olması yerine seçim yapmaktan uzak, zayıf, itaat eden erkekler seçilirdi. Bu o dönemin yaygın adetlerinden biriydi. Sosyal anlamda oluşan bu düzen bir çok kişinin karşı cinsten başka bedenlere yönelmesini sağlamıştı. Antik Yunan’da, Japonya’da ve başka medeniyetlerde de güçlü ve soylu kişilerin alt sınıftan veya kendi aralarından eşcinsel partnerler seçtiğini, aşk yaşadıklarını bazı edebi metinler ve kabartmalar ispat ediyor. Bahsi geçen dönemlerde farklı cinsel yönelimlerin oranının bu kadar yüksek olması, biyolojik sonuçların değil daha çok sosyal düzenin ve adetlerin istatistiklerini ortaya koyuyor. 18) Cinsiyetsizlik: Belki ülkemizde pek yaygın olmasa da dipten gelen bir akım ortaya çıktı. Bu akım, kişinin belki de bir çocuğun cinsiyet hoşnutsuzluğu filan yaşamasına bile gerek duymadan istediği cinsiyeti seçmesi veya hiçbir cinsiyeti seçmemesi üzerine örülü. Örneğin bir çocuk fiziksel, hormonal, zihinsel veya psikolojik bir problem sahibi olmadan, hiçbir cinsiyete ait olmamayı öğreniyor. Daha doğrusu bu o çocuklara dayatılıyor. Kadın ve erkeğim eşitliğinden yola çıkarak “kadın ve erkek arasında fark yoktur” ve “kız veya erkek diyerek ayrıştırmayalım” düşüncesiyle sanki kadın bedeniyle erkek bedeni ve hormonları arasında fark yokmuşçasına insanları özellikle de çocukları cinsiyete ait olmadan yetiştirme düşüncesi doğdu. Örneğin İsveç’te bulunan ve “Eşitlik” anlamına gelen “Egalia” isimli okulda çocuklara “kız veya erkek” kelimelerine denk gelmeyen “Hen” hitabı ile sesleniliyor. Daha kendisi, çevresi, dünya, toplum hakkında hiçbir şey bilmeyen çocuklara sanki cinsiyet zamanla seçilebilen bir özellikmiş gibi aşılanıyor. Bilinçli ideolojilerle bilinçsiz ailelerin desteklediği bu akımlar, toplumda normların değişmesi, kişisel algıların kabul ve onay noktasına yaklaşması, özgürlük adıyla sınırların gereksiz ve tehlikeli olarak genişlemesi, haz alma isteğinin de değer yargılarının önüne geçmesiyle hiç beklemediğiniz bir anda hiç beklemediğiniz bir kişi lgbt birey olmaya yönelebilir. 19) Cinsel İsteksizlik : Biyolojik ve psikolojik olarak insanlar bazen cinsel isteksizlik yaşayabiliyorlar. Bu durumda zevk almamaya başlayan kişi sorunun karşı cinse olan yöneliminde olduğunu düşünebilir. Özellikle medyanın ve lgbt lobisinin “zevk alın da nasıl olursa olsun, erkek veya kadın bedeni farketmez” benzeri söylemleri kişinin başka tarz cinsel çözümlere yönelmesini sağlayabilir. Sonuç Olarak : Cinsel yönelimin doğuştan geldiği, bazı insanların beyinlerinin doğuştan farklı olduğu fikirlerini de takip ederek söyleyebiliriz ki yazdığımız bu maddelerin sadece birisi değil belki ama bir kaç tanesi bir araya gelirse cinsel yönelim değişebilir. Öyle bir duvar örülü ki bazı konular hakkında yorum yapmak bile büyük tepkilere yol açıyor. Ancak şahsi ve sosyal yaşamı korumak adına bazı noktalara farklı bir şekilde bakmanızı diledik. Lgbt her birey diğer insanlar gibi eşit haklara sahiptir ve tercihi kendini ilgilendirir. Ancak başta çocuklar olmak üzere kendilerine yol arkadaşı bulma ve hayatları boyunca dönüşü olmayan cinsiyet değişim sürecine birilerini ikna etme şeklindeki başka hayatlara dokunuş arzuları sosyal, fiziksel ve psikolojik arızalara sebep olmaktadır. Herkesi ama özellikle gençleri ve çocukları psikolojik, sosyolojik ve biyolojik büyük sorunlara, belki de dönüşü olmayacak yollara itecek tehlikelerden korumamız lazım! Görüşleriniz için çekinmeden yazın lütfen: o_ayyildiz@yahoo.com Psikolog Osman AYYILDIZ