07Oca2026

Aslını bilmeyen neslini ihya edemez

Hukukçular

Nesli Koruma Hareketi Hukuk Ekibi, hem hareketin kurumsal haklarını korumak hem de destek başvurusunda bulunan bireylerin hukuki süreçlerinde yol göstermek amacıyla çalışan gönüllü hukukçulardan oluşur. Bu sayfa, ekip içinde yer alan avukat ve hukukçuların en çok merak ettiği konulara açıklık getirmek için hazırlanmıştır.

Cinsiyet hoşnutsuzluğu tanısı bir çocuğun velayet kararını etkiler mi?
Cinsiyet hoşnutsuzluğu, çocuğun ruhsal gelişiminde risk faktörü olabilir. Özellikle ebeveynlerden birinin bu durumu destekleyici ya da yönlendirici bir tutum içinde olması, çocuğun yüksek yararı açısından riskli görülür. Bu tür vakalarda, çocuğun psikolojik bütünlüğünü destekleyecek, biyolojik cinsiyetiyle uyumlu bir gelişim ortamı sağlayacak ebeveyn lehine velayet kararı verilmesi bilimsel ve sağlıklı bir tercihtir.
Cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir çocuğun beyanı hangi durumlarda dikkate alınmalıdır?
Çocuğun beyanı elbette değerlidir; ancak gelişimsel olarak cinsiyet ve kimlik algısı henüz olgunlaşmadığı için, bu beyan mutlak belirleyici olamaz. Beyan, bağlanma örüntüsü, aile içi yönlendirmeler ve sosyal etkiyle şekillenmiş olabilir. Bu nedenle beyanın değerlendirilmesinde çocuk psikolojisi uzmanlarının görüşü esas alınmalıdır.
Bu tür karmaşalar çocuğun psikolojik istismara uğradığını gösterebilir mi?
Evet. Özellikle çocuğun cinsiyetinden rahatsızlık duymaya başlaması, ebeveyn ya da çevre kaynaklı yönlendirme, ihmal ya da bastırılmış öfke sonucu gelişebilir. Cinsiyet karmaşası, çocuğun duygusal ve cinsel gelişiminde maruz kaldığı dolaylı ya da doğrudan psikolojik ihmalin bir sonucu olabilir. Bu durum istismar şüphesiyle ele alınmalıdır.
Aile bireylerinden birinin cinsiyet geçiş sürecine girmesi çocuğun gelişimini nasıl etkiler?
Çocuklar için ebeveyn figürüyle özdeşim çok önemlidir. Bir ebeveynin cinsiyet geçiş sürecine girmesi, çocuğun kendi kimliğini inşa etmesinde ciddi kafa karışıklığına ve duygusal çöküşe neden olabilir. Bu durum, çocuğun bağlanma güvenliğini zedeler ve uzun vadede kimlik karmaşasına zemin hazırlayabilir.
Kimlik karmaşası yaşayan çocuk için aileye karşı koruma tedbiri istenebilir mi?
Eğer aile çocuğu yönlendiren, özendirici ya da teşvik edici bir tutum sergiliyorsa; bu, çocuğun gelişim hakkını ihlal eder. Çocuğun biyolojik cinsiyetiyle barışık ve ruhsal açıdan dengeli bir gelişim süreci geçirmesi gerekir. Ailenin bu süreci olumsuz etkilediği durumlarda, 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında tedbir kararı gündeme gelebilir.
Psikolojik destek almayan bir birey cinsiyet geçişiyle ilgili rıza verebilir mi?
Cinsiyet geçiş süreci, sadece fiziksel değil psikolojik açıdan da yüksek risk taşır. Özellikle kimlik karmaşası yaşayan bireylerde depresyon, anksiyete, kişilik yapılanması sorunları sık görülür. Bu bireylerin çoğu geçici duygusal bağlarla hareket eder ve uzun vadeli sonuçları öngöremez. Dolayısıyla psikolojik değerlendirme ve uzun süreli destek almadan verilen hiçbir rıza sağlıklı ve geçerli sayılmaz.
Kimlik karmaşası yaşayan bireyin ehliyeti hakkında nasıl değerlendirme yapılır?
Bu bireylerde karar alma süreçleri genellikle duygusal olarak bozulmuş olabilir. Kimlik karmaşası yaşayan bireylerin büyük kısmında dürtüsellik, benlik algı sorunları, özsaygı düşüklüğü ve yönlendirmeye açıklık gözlenir. Bu durumlar fiil ehliyeti veya cezai ehliyetin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Kişinin geçici bir ruhsal durumda olup olmadığı uzmanlarca tespit edilmelidir.
Aile içi çatışmalarda çocuğun cinsel kimlik beyanı mahkemeye sunulabilir mi?
Sunulabilir, ancak bu beyan tek başına velayet ya da suç isnadı için belirleyici olmamalıdır. Çünkü çocuğun beyanı duygusal manipülasyon, yönlendirme, korku ya da öfke nedeniyle şekillenmiş olabilir. Psikolojik değerlendirme olmaksızın bu beyanın kullanılması sakıncalıdır.
Çocuğun sosyal medya paylaşımları veya giyim tarzı delil sayılır mı?
Görüntü veya davranış biçimi, ancak bir psikolojik değerlendirmeyle anlam kazanır. Tek başına sosyal medya paylaşımları ya da kıyafet tercihleri, kimlik veya yönelim beyanı sayılmaz. Bu durumlar bazen ergenlikte görülen geçici kimlik denemeleri olabilir.
Bu bireylerin ifade özgürlüğü ve mahremiyet hakları nasıl dengelenmelidir?
İfade özgürlüğü her bireyin hakkıdır; ancak çocuk söz konusuysa üstün yarar ilkesi önceliklidir. Çocuğun beyanı, onun gelişimini bozacak ve kalıcı kimlik sapmalarına neden olacak bir alanda “özgürlük” olarak değerlendirilmemelidir. Rehberlik, koruma ve sağlıklı gelişim hakkı bu noktada öncelik kazanır.
Ebeveynlerden biri çocuğun cinsiyetini ‘değiştirmekle’ suçlandığında nasıl bir değerlendirme yapılmalıdır?
Ebeveynin tutumu mutlaka uzman bir psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Çocuğu zorlayan, yönlendiren ya da bu karmaşayı yücelten bir tutum varsa, bu durum çocuğun ruhsal gelişimine zarar verir ve müdahale gerektirir. Aile içi etki mekanizması objektif olarak analiz edilmelidir.
Okullarda kimlik karmaşaları nedeniyle yaşanan zorbalık durumlarında kurumun sorumluluğu nedir?
Okul yönetimi her çocuğun güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Kimlik karmaşası yaşayan bireylerde, aşırı görünürlük ya da kimlik dayatması nedeniyle akran zorbalığına maruz kalma riski yüksektir. Okulun hem koruyucu hem eğitici bir tutum içinde olması, öğrenciyi yönlendirmeden ama gelişimsel gerçekliği koruyarak rehberlik yapması gerekir.
Cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuk için koruma altına alma kararı ne zaman gerekli olur?
Eğer çocuk, ailesi veya çevresi tarafından cinsiyetinden uzaklaştırılıyor, yönlendiriliyor, teşvik ediliyor ya da baskı altında bırakılıyorsa; bu durum çocuğun yüksek yararını tehdit eder. Böyle bir durumda çocuk, psikososyal destek ile birlikte geçici koruma tedbiri altına alınabilir.
Bu bireylerle çalışan uzmanlar hangi etik ve hukuki sınırlara dikkat etmelidir?
Uzmanlar, bireyin duygusal boşluklarını suistimal etmeden, ideolojik yönlendirmeye kaçmadan çalışmalıdır. Özellikle kimlik karmaşası yaşayan bireylerde, terapistin kişisel değer yargılarını dayatması ya da kimliğe yön vermesi etik dışıdır. Aynı zamanda, bireyin ruhsal dengesini gözetmeden hormon tedavisine sevk etmek de mesleki ihlaldir.
Cinsiyet hoşnutsuzluğu nedeniyle sağlık müdahalesi talep eden bireylerde yaş sınırı ve ebeveyn rızası nasıl değerlendirilmelidir?
18 yaş altındaki bireylerde hormon veya cerrahi müdahale ciddi risk taşır. Bu tür müdahaleler hem fiziksel hem ruhsal açıdan geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sadece ebeveyn rızası yeterli değildir. Uzun süreli psikolojik değerlendirme ve gelişimsel uygunluk mutlaka gereklidir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir birey kendi isteğiyle hormon tedavisine başlarsa, bu kararın hukuki geçerliliği var mıdır?
Hayır, psikolojik değerlendirmenin tamamlanmadığı ve bireyin duygusal olarak istikrarlı olmadığı durumlarda bu tür kararlar sağlıklı kabul edilemez. Kimlik karmaşası yaşayan bireyler sıklıkla geçici ruhsal etkiler altında karar verir. Bu nedenle, rızanın geçerliliği ancak çok yönlü psikolojik ve hukuki değerlendirme ile belirlenebilir. 18 yaş altı bireylerde ise bu rıza, hem tıbbi hem etik açıdan geçersiz sayılmalıdır.
Cinsiyet geçiş sürecinde bulunan ebeveynin velayet alması çocuğun ruhsal gelişimi açısından uygun mudur?
Hayır. Çocuğun sağlıklı kimlik gelişimi için, sabit ve güvenilir bir ebeveyn modeli önemlidir. Cinsiyet geçiş sürecindeki ebeveyn, kendi ruhsal değişimleriyle meşguldür ve çocuğa yeterli duygusal destek sunamayabilir. Ayrıca çocuk, bu süreçten olumsuz etkilenebilir ve kendilik algısında karışıklık yaşayabilir. Bu nedenle velayet kararında bu durumun göz önünde bulundurulması gerekir.
Bir ebeveynin çocuğa “kendi cinsiyetini seçebilirsin” demesi özgürlük mü, ihmal mi sayılır?
Bu tür ifadeler, çocuğun gelişim düzeyine uygun değildir. Çocuk, doğuştan sahip olduğu cinsiyeti anlamaya ve benimsemeye çalışırken, böyle bir yönlendirme onun doğal gelişimini bozar. Bu durum özgürlük değil, gelişimsel ihmaldir. Kimlik inşası desteklenmeli, yön verilmemelidir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir çocuk, mahkeme kararıyla tedaviye yönlendirilebilir mi?
Evet. Eğer çocuğun ruhsal bütünlüğü ve sosyal uyumu ciddi şekilde bozulmuşsa, Aile Mahkemesi ya da Çocuk Mahkemesi kararıyla psikolojik destek alınması yönünde tedbir kararı verilebilir. Tedavi, yönlendirme değil, çocuğun biyolojik cinsiyetiyle barışık bir kimlik geliştirmesini destekleyen bir yapı içinde olmalıdır.
Bir bireyin biyolojik cinsiyetine uygun şekilde yaşaması gerektiğini savunmak ayrımcılık mı sayılır?
Hayır. Biyolojik cinsiyet temelli kimlik gelişimini savunmak, bilimsel, psikolojik ve gelişimsel bir duruştur. Ayrımcılık, bir bireyi küçümsemek, dışlamak ya da zarar vermekle ilgilidir. Oysa burada bireyin sağlıklı gelişimi, benlik bütünlüğü ve ruhsal dengesi gözetilmektedir. Bu yaklaşım etik ve insani sorumluluğun gereğidir.
Kimlik karmaşası yaşayan bireylerin suç işleme oranları yüksek midir?
Bu bireylerde özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde duygusal dürtüsellik, öfke patlamaları, intihar düşünceleri, kişilik dağınıklığı gibi riskler daha sık görülür. Bu da dolaylı olarak davranışsal sorunlara ve suça sürüklenme riskine zemin oluşturabilir. Bu nedenle koruyucu psikososyal destek son derece önemlidir.
Cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bireylerin sosyal medya içerikleri dava konusu olabilir mi?
Eğer bu içerikler başka bireyleri hedef alıyor, alenen özendirici, yönlendirici veya küçük yaş gruplarını etkileyici nitelikteyse, bu durum çocukların ruhsal güvenliği veya toplum ahlakı açısından dava konusu olabilir. Ancak içerikler sadece kişisel ifade düzeyindeyse, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.
Psikolojik destek almadan cinsiyet değişikliği talep eden bir birey için hastane onayı yeterli midir?
Hayır. Psikolojik destek almadan, yalnızca fizyolojik ve resmi evrak temelli alınan kararlar eksiktir. Bu tür kararlar, bireyin sonradan pişmanlık duyabileceği, ruhsal olarak hazırlıklı olmadığı bir müdahaleye neden olabilir. Dünya genelinde yapılan çok sayıda araştırma, geçiş sonrası pişmanlık oranlarının ciddi olduğunu göstermektedir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir birey intihar ederse, bu durumda aile ya da okul sorumlu tutulabilir mi?
Sorumluluk, ihmale ya da yönlendirmeye bağlıdır. Aile ya da okul bireyin ruhsal sorunlarını fark ettiği hâlde müdahale etmemişse veya kimlik karmaşasını özendiren bir tutum sergilemişse, ihmali sorumluluk doğabilir. Ancak bireyin kendi ruhsal bozukluğunun doğal süreci de değerlendirilmelidir. Yargısal değerlendirme psikolojik raporlarla desteklenmelidir.
Aile, çocuğunun cinsiyet değişimi kararına karşı çıktığında yasal yaptırım uygulanabilir mi?
Hayır. Ailenin karşı çıkması, çocuğun haklarını ihlal eden bir durum değildir. Aile, çocuğun ruhsal gelişimini korumaya yönelik olarak bu karara karşı çıkıyor olabilir. 18 yaşından küçük bireylerde böyle bir kararın verilmesi hem etik dışıdır hem çocuğun gelişim hakkına aykırıdır. Ailenin bu duruşu, cezalandırılacak değil, dikkate alınması gereken bir tutumdur.
Cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir çocuk başka bir çocuğu etkilemeye başlarsa bu durum müdahale gerektirir mi?
Evet. Gelişimsel olarak henüz kimliği oturmamış bir çocuğun başka bir çocuğa “kimlik modeli” olması, ciddi bir risk faktörüdür. Özellikle kendi yaş grubundaki arkadaşlarına yönelimi olan ya da bu konuda özendirici davranışlar sergileyen bir çocuk için hem bireysel destek hem de koruyucu önlemler alınmalıdır. Bu durum, okulların ve ailelerin birlikte hareket etmesini gerektirir.
Bir okulda öğrencilere cinsiyet değişimi veya farklı kimliklerin normalleştirilmesi yönünde içerikler sunulursa, bu suç sayılır mı?
Türk hukuk sisteminde doğrudan bir “suç” tanımı olmayabilir; ancak milli eğitim müfredatına aykırı, gelişim düzeyine uygun olmayan, kimlik karmaşasını normalleştirici içerikler, pedagojik açıdan sakıncalı ve hukuki olarak denetime açık hâle gelir. Özellikle velilerin bilgisi dışında bu içeriklerin sunulması durumunda idari ve hukuki süreçler başlatılabilir.
Kimlik karmaşası yaşayan çocukların mahkeme sürecinde ifadesi alınırken nelere dikkat edilmelidir?
Bu çocuklar, yoğun duygusal yük, yönlendirilme ve benlik karışıklığı içinde olabilir. İfade sürecinde mutlaka çocuk psikolojisinden anlayan bir uzmanın (psikolog, pedagog) refakati sağlanmalı, sorular yönlendirici olmamalı, çocuğun ifadesi alınırken gelişimsel gerçeklik dikkate alınmalıdır. Kimlik beyanı, tek başına yön belirleyici delil olarak kullanılmamalıdır.
Cinsiyet değişikliği sonrası pişmanlık yaşayan bireylerde sağlık sistemi ya da ailesi sorumlu tutulabilir mi?
Bu noktada sürecin nasıl yürütüldüğü önemlidir. Eğer psikolojik değerlendirme yapılmadan, sadece bireyin beyanına dayalı olarak hormon/cerrahi müdahaleye başlanmışsa ve bu durum bireyde kalıcı zarar doğurmuşsa, tıbbi ihmal ve etik dışı uygulama söz konusu olabilir. Aile ise yönlendirmemiş ancak süreçte yer almamışsa sorumlu tutulamaz. Ama çocuğu teşvik eden ebeveynler için durum farklıdır.
Kimlik karmaşası yaşayan çocukların mahkemelerde tanıklığı geçerli sayılır mı?
Çocuğun tanıklığı her zaman dikkatle değerlendirilmelidir. Ancak kimlik karmaşası yaşayan bireylerde duygusal dalgalanma, çelişkili ifade, dikkat sorunları ve benlik algı bozulması sık görüldüğü için beyanları objektif destekleyici delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu çocukların tanıklığına başvurulacaksa, öncesinde psikolojik sağlamlık değerlendirmesi yapılmalıdır.
Kimlik karmaşası yaşayan bir birey kendi çocuğunun velayetini alabilir mi?
Bu durumda çocuğun üstün yararı esastır. Eğer birey kendi ruhsal yapısında hâlen kararsızlık, duygusal düzensizlik ya da cinsiyet kimliğiyle ilgili netlik sorunu yaşıyorsa, çocuk için sağlıklı bir model olamayabilir. Mahkeme, çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkilemeyecek, sabit ve güvenli bir ebeveyn figürüne öncelik verir.
Aynı evde yaşayan kardeşlerden birinde cinsel kimlik karmaşası varsa diğer kardeşin korunması için önlem alınabilir mi?
Evet. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda özdeşim mekanizması güçlüdür. Bir kardeşin yaşadığı kimlik karmaşası, diğer kardeşi etkileyebilir. Eğer bu etki yönlendirici, özendirici ya da psikolojik baskı içeriyorsa, ayrı eğitim ortamı, psikolojik destek ve ev içi sınırların yeniden düzenlenmesi gerekebilir. Aileye uyarı ve destek sunulmalıdır.
Okul rehber öğretmenlerinin cinsiyet kimliğiyle ilgili yönlendirme yapması etik midir?
Hayır. Rehberlik hizmetleri bireyin duygusal ve sosyal gelişimini desteklemek içindir. Cinsiyet kimliği gibi derin, hassas ve gelişimsel bir konuda yönlendirici ifadeler kullanmak etik dışıdır. Rehber öğretmenin görevi, bireyin kendi cinsiyetiyle barışık bir yaşam kurmasına destek olmaktır; kimlik değiştirmeye teşvik etmek değil.
Dini inancı gereği cinsiyet değişimini onaylamayan birey ya da kurumlar ayrımcılıkla suçlanabilir mi?
Anayasal düzeyde din ve vicdan özgürlüğü temel bir haktır. Bir kurum ya da kişi, bireysel tercihleri nedeniyle kimseye zarar vermediği sürece inanç temelli bir tutum sergileyebilir. Kimlik değişimi gibi konularda inancına göre hareket eden kişi ya da kurumların, bilimsel ve hukuki sınırları aşmamak kaydıyla ayrımcılıkla suçlanması yersiz olur.
Bu bireylerin askere alınması ya da askerlikten muafiyeti nasıl belirlenmelidir?
Kimlik karmaşası yaşayan bireylerin ruhsal durumları, askeri görevlerin gerektirdiği disiplin, işlevsellik ve karar verme yetileri açısından değerlendirilmelidir. Gerekirse psikiyatri uzmanları tarafından sağlık kurulu raporu alınmalı, sadece beyana dayalı değil, ruhsal bütünlük açısından değerlendirme yapılmalıdır. Amaç, hem bireyin hem toplumun güvenliğini korumaktır.
Cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bireylerin aile kurmaları ve evlat edinmeleri nasıl değerlendirilmelidir?
Bu bireyler ruhsal olarak kendi kimliklerini inşa etme sürecindedir. Özellikle çocuk yetiştirmek gibi ciddi sorumluluklar için gerekli olan psikolojik kararlılık, yön verme yetisi ve özdeşim modeli oluşturma becerisi zarar görmüş olabilir. Bu nedenle evlat edinme ya da aile kurma konuları çok yönlü değerlendirilmelidir. Çocuğun üstün yararı her zaman önceliklidir.
Aile Mahkemeleri bu tür konularda bilirkişi olarak hangi uzmana başvurmalıdır?
Bilirkişinin sadece psikiyatrist değil; aynı zamanda çocuk psikolojisine hâkim, bağlanma kuramı, ergen gelişimi, travma ve kimlik inşası konusunda yetkin bir klinik psikolog olması esastır. Bu uzman, aile dinamiklerini, bireysel ruhsal yapıyı ve yönlendirici etkileri çok boyutlu değerlendirebilir.
Ergenlik döneminde kimlik karmaşası yaşayan bireyin mahremiyeti mi, yoksa psikolojik müdahale hakkı mı önceliklidir?
Bu yaş grubunda mahremiyet elbette önemlidir; ancak kimlik karmaşası bireyin kendi kararlarını sağlıklı biçimde vermesini engelliyorsa, rehberlik ve müdahale hakkı öne geçer. Özellikle kendine zarar verme, dürtüsel davranışlar, intihar düşüncesi gibi belirtiler varsa, psikolojik müdahale çocuğun korunması açısından birincil hale gelir. Bu, bireyin mahremiyetini ihlal etmek değil, hayatını korumaktır.
Kimlik karmaşası yaşayan bireyin, kendi biyolojik cinsiyetinden rahatsız olduğu için başvurduğu okul ya da kamu kurumu bu talebi kabul etmeli midir?
Hayır. Kamusal alan, bireyin içsel duygularına göre değil, resmi ve biyolojik kimlik verilerine göre düzenlenir. Örneğin, bir erkek öğrenci kendini “kadın” gibi hissediyor diye kızlar tuvaletini kullanamaz. Bu tür uygulamalar diğer bireylerin mahremiyetini ve güvenliğini ihlal eder. Kamu düzeni, bireysel hislerin önünde gelir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir danışanın terapi süreci mahkemeye sunulabilir mi?
Terapi gizliliği esastır. Ancak bireyin beyanı veya davranışı ciddi bir suç unsuruna dönüşüyorsa (örneğin çocuğa yönelim, şiddet eğilimi vb.), bu durumda terapist yasalar gereği bildirimde bulunabilir. Bunun dışında, mahkemeye sunulan bilgiler yalnızca danışanın yazılı onayı veya mahkeme kararıyla paylaşılabilir.
Ebeveynlerden biri çocuğunun biyolojik cinsiyetine uygun şekilde yaşamasını istiyor, diğeri karşı çıkıyorsa mahkeme nasıl karar vermelidir?
Bu durumda çocuğun gelişimsel bütünlüğü ve psikolojik sağlığı esas alınmalıdır. Bilimsel veriler, çocukların biyolojik cinsiyetine uygun, sabit ve istikrarlı bir ortamda büyümelerinin daha sağlıklı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mahkeme, çocuğun ruhsal yapısını destekleyecek ebeveynin lehine karar vermelidir.
Ergen bir birey hormon tedavisine başvurursa ve ailesi karşı çıkarsa, ebeveynlerin duruşu “psikolojik baskı” sayılır mı?
Hayır. Ailenin karşı çıkışı, çocuğun sağlığını korumaya yöneliktir. Zira ergenlik döneminde hormon tedavisi, gelişim sürecini bozabilir, kalıcı zararlar bırakabilir. Aile bu noktada sorumluluk göstererek çocuğun önünü kesiyor olabilir. Bu nedenle ebeveynin itirazı “baskı” değil, gelişimi korumaya yönelik haklı bir duruştur.
Kimlik karmaşası yaşayan bir öğrenci okuldaki kıyafet uygulamalarına uymak istemezse, okul bu talebi kabul etmeli midir?
Hayır. Okul kıyafet yönetmelikleri, cinsiyete dayalı olarak düzenlenmiştir ve öğrencilerin ruhsal olarak rahat etmesi gerekçesiyle bu kuralın esnetilmesi mümkün değildir. Aksi takdirde, diğer öğrencilerde de kimlik karmaşasını teşvik edici bir zemin oluşur. Eğitim ortamı bireysel beyana değil, kurumsal düzene göre işler.
Aile içi çatışmalarda “çocuğumun cinsiyetini değiştirmeye çalışıyorlar” şeklinde bir iddia varsa bu nasıl araştırılmalıdır?
Bu durumda uzman psikolog veya pedagoglarca çocuğun duygu durumu, bağlanma yapısı, aile içi roller ve yönlendirme olasılıkları detaylı şekilde incelenmelidir. Ebeveynin bilinçli ya da bilinçsiz yönlendirmesi varsa, bu durum çocuğun ruhsal gelişimine zarar vereceğinden koruyucu tedbir uygulanabilir. Değerlendirme çok yönlü ve nesnel olmalıdır.
Trans kimlik beyanında bulunan bir yetişkinin çocuklarla çalışması etik ya da hukuki sorun doğurur mu?
Bu durum, bireyin çocuğa karşı doğrudan olumsuz bir eylemi olmadığı sürece yasal açıdan suç teşkil etmez. Ancak çocuğun özdeşim geliştirdiği kişilerle ilgili hassasiyet göz önünde bulundurulmalı, özellikle anaokulu ve ilkokul çağındaki çocukların maruz kalacağı rol modeller dikkatle seçilmelidir. Eğitim ve gelişim alanlarında çocukların zihinsel karışıklık yaşamamaları adına, örnek figürlerin istikrarı önemlidir.
Mahkeme, çocuğun biyolojik cinsiyetine uygun gelişimini sağlamak için terapi almasını zorunlu kılabilir mi?
Evet. Çocuğun üstün yararına aykırı bir gelişim söz konusuysa ve bu durum kimlik karmaşası, depresyon, sosyal çekilme gibi belirtilerle ortaya çıkıyorsa, mahkeme 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında psikolojik destek almasını zorunlu kılabilir. Bu tür müdahale, bireyi “düzeltmek” değil; onun biyolojik gerçekliğiyle uyumlu, ruhsal olarak güçlü bir kimlik geliştirmesini desteklemektir.
Ebeveynler, çocuğu trans içeriklerden uzak tutmak isterse bu ifade özgürlüğünü ihlal eder mi?
Hayır. Ebeveynlerin çocuklarının gelişimini koruma hakkı anayasal bir haktır. Çocuğun maruz kaldığı içerikler, yaşına ve gelişim düzeyine uygun değilse, aile çocuğu bu içeriklerden uzak tutabilir. Bu bir sansür değil, eğitimsel filtreleme hakkıdır.
Cinsiyet değişikliği sonrasında kişi, önceki kimliğine dair bilgilerinin silinmesini isteyebilir mi?
Türk hukukunda, kimlik değişikliği sonrasında nüfus kayıtları güncellenir; ancak hukuki işlem geçmişi silinmez. Psikolojik olarak “ben artık o değilim” demesi, hukuki olarak “o kişi hiç olmadım” anlamına gelmez. Adli sicil, okul geçmişi, velayet gibi alanlarda önceki kimlik bilgileri gerekebilir. Psikolojik gerçeklik ile hukuki gerçeklik ayrıdır.
Mahkemelerde kimlik karmaşası yaşayan bireyler tanıklık dışında bilirkişi ya da uzman olarak yer alabilir mi?
Bu bireylerin ruhsal stabilitesi, değer aktarımı, yönlendirme riski ve çocuklarla temas sıklığı göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle pedagojik ve psikolojik alanda bilirkişi olarak görev almaları çelişkili olabilir. Objektiflik ve sağlıklı model sunma koşulları değerlendirilmeli; mahkeme, bilirkişinin psikolojik yeterliliğini sorgulayabilir.
Cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bireylerin kendi biyolojik cinsiyetine uygun tedaviye zorlanması hukuka aykırı mıdır?
Zorlamak uygun değildir, ancak yönlendirme ve teşvik mümkündür. Birey terapi sürecinde, kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye davet edilir. Zorla değil; ama gelişimsel doğrularla desteklenen bir yol haritası sunulabilir. Mahkeme, psikolojik tedavi sürecini teşvik edebilir, destekleyebilir; ancak dayatma yoluyla değiştirme hukuki ve etik değildir.
Cinsiyet değişikliği geçirmiş bir bireyin dinî nikâhla evlenmesi mümkün müdür?
Dini nikâh, fıtrata uygun bir evlilik birliğini esas alır. Biyolojik cinsiyeti esas almadan yapılan bir birliktelik, dinî nikâh açısından geçerli kabul edilmez. Resmî kimlikte değişiklik yapılmış olsa bile, dinî değerlendirmede esas olan yaratılıştaki cinsiyettir. Bu nedenle, cinsiyet geçişi sonrası yapılan nikâh geçersizdir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir çocuğa dinî eğitim verilmesi uygun mudur?
Tam aksine, bu çocuklar için dinî eğitim destekleyici olabilir. İnanç, kimlik inşasında güçlü bir tutarlılık ve aidiyet hissi kazandırır. Ancak bu eğitim yargılayıcı değil, sevgi temelli ve yaşa uygun bir dille verilmelidir. Dinî değerler, kimlik boşluğunu dolduracak bir iç yapı sunabilir.
Mahkemede bir çocuğun “ben kız gibi hissediyorum” demesi, resmi olarak değerlendirme gerektirir mi?
Bu beyan, çocuğun ruhsal durumunun incelenmesi için bir işaret olabilir ama doğrudan kimlik belirleyici değildir. Özellikle 6–16 yaş arası çocuklarda bu tür ifadeler sık görülebilir ve geçici niteliktedir. Beyan psikolojik değerlendirme ile birlikte anlamlandırılmalı, hukuk tek başına bu ifadeye göre karar vermemelidir.
Cinsiyet değişimi sonrası bireyin miras hakkı etkilenir mi?
Hayır. Türk hukukuna göre kişi hangi isim ve cinsiyetle kayıtlıysa, o hâliyle miras hakkına sahiptir. Ancak aile içi itirazlar, miras paylaşımında etik ve sosyal çatışmalara neden olabilir. Bu durumlarda psikolojik danışmanlık ve uzlaştırıcı görüşmelerle çatışma çözümü önerilir.
Sosyal medyada kimlik karmaşasını özendiren içerik paylaşan biri hakkında şikâyet yapılabilir mi?
Evet. Eğer içerik özellikle çocuklara hitap ediyor, örnek olma amacı taşıyor ya da yönlendirici biçimde sunuluyorsa; 5651 sayılı Kanun kapsamında “müstehcenlik” veya “çocukların ruhsal gelişimine zarar verici yayın” gerekçesiyle şikâyet konusu yapılabilir.
18 yaş altındaki bireylerin hormon kullanımıyla ilgili yasal boşluk var mıdır?
Türkiye’de yasal olarak 18 yaşından küçük bireylerin hormon tedavisi alabilmesi için hem ebeveyn rızası hem de sağlık kurulu kararı gerekir. Ancak bazı durumlarda bu sürecin hızlandırıldığı ve gerekli psikolojik değerlendirme yapılmadan uygulamaya geçildiği görülmektedir. Bu ciddi bir hukuki ve etik sorundur.
Psikolojik destek almak istemeyen birey, doğrudan cinsiyet geçişi talebinde bulunabilir mi?
Teorik olarak başvurabilir; ancak ruhsal yeterlilik değerlendirilmeden bu tür müdahalelere izin verilmesi bilimsel ve hukuki açıdan risklidir. Sağlık kurumları bu noktada “bilgilendirilmiş onam” ilkesini aşırı yorumlamamalı; bireyin psikolojik sağlığını ön planda tutmalıdır. Aksi takdirde dava konusu olabilir.
Bir bireyin sosyal medyada “trans çocuklar vardır” gibi ifadeler kullanması suç teşkil eder mi?
Bu ifade tek başına suç değildir; ancak hedef kitle çocuklar ise, içeriğin özendirici ve yönlendirici niteliği varsa, bu noktada suç unsuru oluşabilir. Özellikle 18 yaş altı bireylerin cinsiyet algısını bozan, ruhsal gelişimi etkileyen içerikler hakkında yasal işlem yapılabilir.
Mahkemeler karar verirken “cinsiyet hoşnutsuzluğu” tanımını nasıl değerlendirmeli?
Bu tanım tek başına belirleyici değildir. Tanı, ruhsal bir sıkıntının adıdır; çözüm değil. Mahkeme, bu tanının hangi süreçte, hangi yöntemle, kim tarafından konulduğuna dikkat etmeli; tanının bireyin gerçeklikten kopmasına neden olup olmadığına bakmalıdır. Her “tanı” bireyin sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Cinsiyet geçişi sonrası birey “önceki hayatımı unutmak istiyorum” diyerek tüm kayıtlarını sildirebilir mi?
Hukuken bu mümkün değildir. Kişinin önceki adı, cinsiyeti ve kimliğiyle ilgili geçmişe dönük işlemler (okul, adli sicil, sağlık kayıtları vb.) silinemez. Psikolojik olarak bu tür talepler, kimlik bölünmesi veya kaçınma savunmalarıyla ilgili olabilir. Bu noktada psikolojik müdahale gerekir, hukuki temizlik değil.
Psikolog raporlarında “cinsiyet geçişi bireyin ruh sağlığı açısından gereklidir” ifadesi bilimsel olarak geçerli midir?
Hayır. Bu tür ifadeler, ideolojik bir varsayımı yansıtır. Psikolojide “geçiş gereklidir” gibi mutlak yargılar bilimsel değildir. Ruh sağlığı açısından gerekli olan şey, bireyin kendi biyolojik cinsiyetiyle barışık bir kimlik geliştirmesidir. “Geçiş” ifadesi, ancak bireyin yaşadığı yoğun sıkıntının başka yöntemlerle giderilemediği, uzun süreli destek süreçlerinden sonra değerlendirilebilecek uç bir öneridir. Mutlaklaştırılması mesleki etik ihlalidir.
Mahkeme, bir çocuğun kimlik karmaşası yaşayıp yaşamadığını nasıl anlayabilir?
Bu durum çocuğun davranışlarından, duygusal ifadelerinden ve sosyal ilişkilerinden gözlemlenebilir; ancak mutlaka uzman bir çocuk psikoloğu tarafından değerlendirilmelidir. Aile, okul, sosyal çevre gibi etkenler birlikte analiz edilmeli ve çocuğun biyolojik cinsiyetine uyumlu gelişim gösterip göstermediği incelenmelidir. Kendi beyanı tek başına yeterli değildir.
Çocuğun özdeşleştiği bir öğretmenin trans birey olması, psikolojik açıdan sakıncalı mıdır?
Evet, olabilir. Özellikle 5–12 yaş arası çocuklar, kimlik gelişiminde rol modellere çok açık hâle gelir. Öğretmenlik gibi güçlü özdeşim figürü olan bir konumda bulunan kişinin cinsiyet değişimini yücelten ya da normalleştiren bir kimlik sunması, çocuğun kendi kimlik gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bu durum, çocuğun ruhsal gelişiminde risk faktörü sayılır.
Kimlik karmaşası yaşayan bir bireyin cinsel istismar davasında tanık ya da mağdur olması değerlendirmeyi etkiler mi?
Evet. Kimlik karmaşası yaşayan bireylerde algı, bellek ve özdeşleşme süreçlerinde çarpıtmalar görülebilir. Bu durum tanıklığın güvenilirliğini etkileyebilir. Mağdur sıfatıyla yer alıyorsa, gerçek mağduriyetin psikolojik bir durumla mı yoksa dışsal bir eylemle mi ilgili olduğu ayrıştırılmalıdır. Her iki durumda da psikolojik rapor belirleyici olmalıdır.
Sosyal medyada çocuklara yönelik “kendin ol, cinsiyetini sen seç” gibi içerikler paylaşmak suç sayılır mı?
Evet. Bu tür ifadeler çocukların ruhsal gelişimini etkileyen yönlendirme ve özendirme içerdiği için Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi (müstehcenlik) ve 5651 sayılı Kanun kapsamında suç teşkil edebilir. Özellikle hedef kitlesi çocuklar olan paylaşımlar, pedagojik açıdan zararlı sayılır ve engellenmesi talep edilebilir.
Aile Mahkemesi bir çocuğun hormon tedavisine başlamasına onay verebilir mi?
Hayır. Aile Mahkemesi’nin böyle bir onayı vermesi hem tıbben hem etik olarak sakıncalıdır. 18 yaş altındaki bireylerde hormon müdahalesi, büyüme-gelişme sürecini kalıcı olarak bozar. Bu tür tıbbi kararlar sadece çocuğun değil, ailesinin ve toplumun geleceğini de etkiler. Mahkeme bu konuda yönlendirici değil, koruyucu pozisyonda olmalıdır.
Cinsiyet kimliğiyle ilgili içeriklerin kitaplarda veya müfredatta yer alması hukuken denetlenebilir mi?
Evet. Milli Eğitim Bakanlığı, öğrencilere sunulan içeriklerin yaşa, gelişim düzeyine ve pedagojik ilkelere uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Aileler, çocuklarının cinsiyet algısını bozan ya da yönlendiren içeriklere karşı idari başvuru yapabilir. Bu noktada eğitim politikaları, toplumsal değerlere ve bilimsel gerçekliğe uygun olmak zorundadır.
Kimlik karmaşası yaşayan bireylerde cezai ehliyet değerlendirmesi nasıl yapılır?
Cezai ehliyet, kişinin suçun hukuki anlam ve sonuçlarını anlayıp anlamadığıyla ilgilidir. Kimlik karmaşası, bu yetiyi doğrudan etkilemeyebilir; ancak beraberinde eşlik eden ruhsal bozukluklar varsa (borderline, depresyon, dissosiyasyon gibi), bu durum cezai sorumluluğu etkileyebilir. Değerlendirme çok boyutlu psikiyatrik ve psikolojik analiz gerektirir.
Trans geçiş süreci sonrası evlilik talebi, medeni hukuk açısından geçerli midir?
Evet, ancak bu geçerlilik yalnızca resmî kimlikte yapılan değişikliğe dayalıdır. Toplumun aile kurumuna ilişkin değerleri göz önüne alındığında, bu evlilikler hem ahlaki hem sosyal olarak tartışmalıdır. Medeni hukuk nezdinde teknik olarak evlilik mümkündür, fakat uygulamada pek çok çatışma doğurabilir.
Çocuğun mahkemedeki beyanı ile psikolojik değerlendirme arasında çelişki varsa hangisi esas alınır?
Her zaman psikolojik değerlendirme esas alınmalıdır. Çünkü çocuk, duygusal etki, baskı, yönlendirme ya da yanlış özdeşim sonucu gerçeği çarpıtabilir. Psikolojik rapor, çocuğun beyanını bağlamı içinde anlamlandırır ve gelişim düzeyine göre yorumlar. Mahkemeler, çocuğun ruhsal sağlığını esas alarak karar vermelidir.
Bireyin “ben artık başka bir cinsiyetteyim” diyerek yeni bir kimlikle suç işlemesi durumunda ne yapılır?
Suç kişiye özeldir. Cinsiyet değişikliği, hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Yeni kimlikle işlenen suçlar da önceki suçlar gibi kişisel sorumluluk taşır. Dahası, kimlik değişikliği bazı durumlarda suçu gizlemeye, mağdurdan saklanmaya ya da manipülasyona neden olabilir. Bu nedenle cinsiyet değişikliği, cezai ehliyeti ya da takibi engelleyen bir unsur olamaz.
Hormon tedavisi sonrası pişmanlık yaşayan bir birey, sağlık kuruluşuna dava açabilir mi?
Evet. Özellikle yeterli psikolojik değerlendirme yapılmadan ya da bilgilendirme eksikse, birey kalıcı bedensel ve ruhsal zararlardan dolayı tazminat davası açabilir. Dünya genelinde geçiş sonrası pişmanlık yaşayan binlerce birey, “geri dönüşü olmayan tıbbi müdahaleler” nedeniyle kliniklere dava açmıştır. Türkiye’de de bu tür hukuki süreçlerin önümüzdeki yıllarda artması beklenmektedir.
Kimlik karmaşası yaşayan bireyin mahkemede tanık olarak dinlenmesi ne kadar sağlıklıdır?
Tanıklık, güvenilirlik ve ruhsal denge gerektirir. Kimlik karmaşası yaşayan bireylerde algı, özdeşleşme ve benlik bütünlüğü zayıflamış olabilir. Bu nedenle bu bireylerin tanıklığı alınacaksa, mutlaka psikolojik yeterlilik değerlendirmesi yapılmalı ve beyanları destekleyici delillerle birlikte incelenmelidir.
Cinsiyet değişikliği geçirmiş birey, önceki ailesine karşı nafaka talep edebilir mi?
Evet, talep edebilir. Ancak mahkeme, bu talebin bireyin kendi tercihleri nedeniyle doğan ihtiyaçlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını değerlendirir. Aile fertlerinin destek sorumluluğu, bireyin hayat tarzıyla doğrudan değil; mağduriyetin gerçekliği ve ihtiyaçla bağlantılı olarak belirlenir. Manevi çatışma yaşanması, nafaka sorumluluğunu otomatik doğurmaz.
Sosyal hizmet birimi, kimlik karmaşası yaşayan bir çocuğu koruma altına aldığında, ebeveynin itirazı dikkate alınır mı?
Elbette. Ebeveyn, çocuğunu yönlendirmeyen; bilakis biyolojik gerçekliğiyle uyumlu gelişimini destekleyen bir tavır içindeyse, sosyal hizmetin müdahalesine itiraz edebilir. Bu durumda çocuğun koruma altına alınması değil, aileyle birlikte psiko-eğitim desteği verilmesi gerekir. Aile, çocuğu koruyan bir figürse sistem dışına itilmemelidir.
Mahkemeye sunulan psikolog raporunda ideolojik söylem varsa (örneğin: “trans olmak doğaldır”), bu rapor reddedilebilir mi?
Evet. Uzman raporları bilimsel ve nesnel olmak zorundadır. Terapistin kendi inançları ya da ideolojisini bilimsel gerçeklik gibi sunması, raporu geçersiz kılar. Mahkeme, tarafsızlığı bozan bu tür ifadeler içeren raporları dikkate almak zorunda değildir. Gerekirse ikinci bir uzman görüşü talep edebilir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir bireyin sosyal hizmet uzmanı olarak görev yapması sakıncalı mıdır?
Sosyal hizmet uzmanları, hassas gruplarla çalışır: çocuklar, yaşlılar, kadınlar, engelliler… Kimlik karmaşası yaşayan birey, kendi ruhsal sürecini tamamlamamışsa, danışanlarına istemeden yön verici olabilir. Özellikle çocuklarla çalışılan alanlarda, özdeşim riskleri göz önüne alınmalı; kişinin ruhsal denge ve kimlik netliği gözden geçirilmelidir.
Kimlik karmaşası yaşayan bir birey kendi çocuğunun okul tercihine karışabilir mi?
Ebeveynlik hakkı vardır; ancak bu hak çocuğun üstün yararıyla sınırlıdır. Eğer ebeveyn, kendi kimlik karmaşasını çocuğa da yansıtıyor, okul seçiminde yönlendirici oluyorsa; bu durum aile danışmanlığı veya mahkeme yoluyla denetlenebilir. Ebeveynin tercihi çocuğun ruhsal gelişimini riske atıyorsa, müdahale gerekebilir.
Cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bir birey çalıştığı kurumdan “farklı giyinme hakkı” talep ederse, bu hakka sahip midir?
Hayır. Kurumlar iş etiği, kamu düzeni, hizmet yapısı ve teamüller doğrultusunda kıyafet kuralları belirleyebilir. Bireyin ruhsal hoşnutsuzluğu, kurumsal kuralları ihlal etme hakkı vermez. Özellikle sağlık, eğitim, kamu hizmetleri gibi alanlarda toplumun güveni esas alınır. Kişisel hisler, kamu düzeninin önüne geçemez.
Kimlik değişikliği sonrası bireyin mezuniyet belgeleri ve diplomaları geçerli olur mu?
Kimlik değişse de eğitim sürecinde kazanılan belgeler geçerlidir. Ancak belgelerdeki isim/cinsiyet farklılığı yeni kimlikle örtüşmüyorsa, birey bu belgeleri kullanırken eski kimliğini belgelemek zorundadır. Hukuk, kişinin bütün geçmişini kapsar; yeni kimlik geçmişi silmez. Bu, hem güvenlik hem tutarlılık gereğidir.
İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi cinsiyet kimliği temelli davalarda neyi değiştirdi?
Sözleşmenin feshiyle birlikte “toplumsal cinsiyet” ideolojisi temelli hukuki argümanlar, dayanağını büyük ölçüde kaybetti. Bu durum, “cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılık” iddiasının yargı sisteminde daha temkinli ve yerli yorumlarla değerlendirilmesini sağladı. Ulusal yargı artık kültürel, dini ve manevi değerleri daha güçlü bir şekilde gözetme alanına sahip.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), cinsiyet geçişiyle ilgili Türkiye aleyhine karar verirse, Türkiye bu karara uymak zorunda mıdır?
AİHM kararları bağlayıcıdır; ancak bu bağlayıcılık mutlak değildir. Türkiye, iç hukuk düzenine ve kamu vicdanına aykırı kararları uygulamama hakkını saklı tutabilir. AİHM kararları yerel değerleri ve toplumun hassasiyetini göz ardı edemez. Ulusal mahkemeler, kararları iç hukukla uyumlu hâle getirerek uygulayabilir ya da çekince koyabilir.
“Cinsel yönelime saygı” ilkesi, mahkemede kimlik karmaşasını haklı çıkarır mı?
Hayır. “Saygı”, “onay” anlamına gelmez. Hukuk, her beyanı haklı kabul etmekle yükümlü değildir. Bireyin hislerine saygı gösterilmesi, bu hissin mutlak doğru olarak kabul edilmesi anlamına gelmez. Mahkeme, bireyin içsel durumunu değil; toplumsal etkilerini, çocuklara yansımasını ve ruhsal bütünlüğünü dikkate almalıdır.
Bireyin kendi kimliğini “inşa etme özgürlüğü” Anayasa’ya göre ne kadar sınırsızdır?
Anayasa’da kişi hak ve özgürlükleri tanınmış olsa da, bu özgürlükler “başkalarının haklarına, toplum düzenine, genel ahlaka ve kamu sağlığına aykırı olmamak” şartına bağlıdır. Kimlik inşası adı altında toplumun cinsiyet algısını ifsat eden davranışlar, bu sınırları ihlal eder ve müdahale gerektirir.
“Beden benimdir, istediğimi yaparım” söylemi yasal güvence altında mıdır?
Hayır. Bu söylem retoriktir, hukuki dayanağı yoktur. Devlet, bireyin bedenine dair tüm kararlarında tıbbi uygunluk, akıl sağlığı, kamu yararı ve gelişimsel hakikat gibi kriterleri dikkate almak zorundadır. Özellikle çocuklar ve ergenlerde bu tür söylemler yıkıcıdır; hukuk bu alanı özgürlükle değil, koruma ilkesiyle düzenler.
Aile Mahkemesi, dini inançları gereği cinsiyet değişimini reddeden bir ebeveyni “ayrımcılık”la suçlayabilir mi?
Hayır. Dini inançlar anayasal güvence altındadır. Bir ebeveyn, çocuğunun biyolojik cinsiyetine uygun yaşamasını istemekle ayrımcılık yapmaz; aksine sorumluluk gösterir. Mahkeme, ebeveynin niyetini, koruyucu tutumunu ve çocuğun gelişimine katkısını değerlendirmelidir. Dini duruş, ayrımcılık değil; manevi bir dirençtir.
Aile kurumunu korumak için hukukçulara düşen görev nedir?
Hukukçular sadece yasa uygulayıcı değil; aynı zamanda toplum vicdanının tercümanlarıdır. Aileyi ayakta tutan değerlere saldırı karşısında, hukukçular yasa yorumlarını aile bütünlüğü, çocuğun ruhsal selameti ve kültürel dokunun korunması çerçevesinde yapmalıdır. Bu hem anayasal bir görevdir hem de medeniyet sorumluluğudur.
LGBT savunusunu içeren STK’ların çocuklarla çalışması yasal mıdır?
Çocuklarla çalışma, hassas bir alandır. LGBT ideolojisini savunan derneklerin çocuklara yönelik faaliyetleri, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında denetime açıktır. Özellikle özendirme, yönlendirme, kimlik sorgulaması içeren etkinlikler yasaya aykırıdır ve bu STK’lar hakkında soruşturma açılabilir.
Cinsiyet değişikliği sonrası birey “manevi zarar gördüm” diyerek devletten tazminat talep edebilir mi?
Eğer kişi geçiş sürecinde yeterli psikolojik destek almamışsa, baskı altında karar verdiyse ve bu kararından pişmanlık duyuyorsa, “ihmal” iddiasıyla kamu kurumlarına karşı dava açabilir. Zira devletin görevi, bireyi korumak; duygusal boşluk anında geri dönülmez müdahalelere izin vermemektir.
Toplumsal cinsiyet eğitimi, zorunlu ders olarak getirildiğinde buna karşı dava açılabilir mi?
Evet. Zorunlu derslerdeki içerik, velilerin değer yargılarına, inançlarına ve çocuğun gelişim hakkına aykırıysa; veli bireysel başvuru yapabilir. Bu başvuru idare mahkemesinde değerlendirilebilir. “Toplumsal cinsiyet” adı altında kimlik karmaşasını teşvik eden içerikler, anayasanın 24. ve 41. maddeleri (din özgürlüğü ve ailenin korunması) ile çelişir.
Medyada cinsiyet değiştiren bireylerin kahramanlaştırılması hukuken denetlenebilir mi?
Evet. Özellikle çocuklara hitap eden yayınlarda, bu tür anlatımlar özendirici veya örnek alınacak davranış biçiminde sunuluyorsa, RTÜK ve Basın Kanunu çerçevesinde denetlenebilir. Medya özgürlüğü, toplumun psikososyal sağlığını bozma hakkını içermez. Aile yapısını zedeleyen ve kimlik karmaşasını teşvik eden içerikler kamu denetimine tabidir.
Hukuki düzenlemeler yapılırken “özgürlük” mü yoksa “sorumluluk” mu esas alınmalıdır?
Hukukun temel görevi özgürlükleri korumak değil; özgürlükleri sorumluluk sınırları içinde düzenlemektir. Özellikle çocuk, aile ve eğitim alanlarında sınırsız özgürlük değil; rehberlik ve koruma esastır. Kimlik karmaşasının arttığı bir çağda, yasa yapıcılar “özgürlük” söyleminin arkasına sığınıp toplumun ruhsal yapısını zedeleyemez.
Sağlık Bakanlığı, cinsiyet geçişine ilişkin taleplerde nasıl bir hukuki sınır çizebilir?
Bakanlık, bireyin ruhsal denge, psikolojik hazırlık, aile onayı ve uzun dönemli destek süreçlerini şart koşarak bu tür müdahaleleri sınırlandırabilir. Özellikle 18 yaş altı bireyler için “psikososyal direnç puanı” benzeri bilimsel değerlendirme sistemleri uygulanabilir. Hukuk, bu alanda tedbiri özgürlüğün önüne koymalıdır.
Anayasa’da aile kurumunun korunması, kimlik değişikliği talepleriyle çelişir mi?
Evet, doğrudan çelişir. Anayasa’nın 41. maddesi “aile Türk toplumunun temelidir” derken, bu yapıyı oluşturan unsurların –kadın, erkek, çocuk– biyolojik ve sosyolojik anlamda istikrarını kasteder. Cinsiyetin tanımsızlaştırıldığı bir ortamda aile de tanımsızlaşır. Bu da anayasal yapıya aykırıdır.
Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı organlarının bu alandaki tutumu ne olmalıdır?
Yüksek yargı, yalnızca yasa uygulayıcısı değil, aynı zamanda değer koruyucusudur. Cinsiyet karmaşası, aile yapısını ve toplum dengesini tehdit eden bir unsur hâline geldiğinde, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlar bu tehdidi görmeli; yorumlarını toplumun ortak ahlakına, kültürel değerlerine ve çocukların ruhsal selametine uygun biçimde yapmalıdır.
Devlet, cinsiyet geçişi sonrası pişmanlık yaşayan bireylerden hukuki sorumluluk almalı mıdır?
Evet. Devletin görevi, bireyin hayatı boyunca koruyucu rol üstlenmektir. Eğer birey geçiş sonrası pişmanlık yaşıyorsa ve bu pişmanlık kamu kurumlarının yetersiz danışmanlığı ya da yönlendirmesi sonucu oluşmuşsa, devlet hem tazminat hem de telafi edici destek sunmalıdır. Bu aynı zamanda bir “önleyici hukuk politikası” olarak görülmelidir.
Hukukun görevi toplumun değişimine ayak uydurmak mıdır, yoksa toplumu korumak mı?
Hukukun asli görevi, toplumu korumaktır. Değişim kavramı değer yıkımına dönüşüyorsa, hukuk bu değişime ayak uydurmak zorunda değildir. Aksine, kimlik karmaşası gibi bireyi zayıflatan, aileyi çözen, toplumun inanç temelli yapısını örseleyen değişimlere karşı hukuk set olmalıdır.
Cinsiyet kimliğiyle ilgili uluslararası baskılar karşısında hukukçular nasıl bir duruş sergilemeli?
Hukukçular, milletin ruhsal ve ahlaki dokusunu koruyan bir bilinçle hareket etmelidir. Uluslararası sözleşmeler, yerli kültürü yok sayan bir dayatmaya dönüşüyorsa, hukukçular “evrensel değil, yerli ve koruyucu hukuk” anlayışını benimsemelidir. Batı merkezli baskılar karşısında güçlü bir akademik ve sosyolojik karşı argüman geliştirmek hukukçunun görevidir.
Cinsiyet kimliği değişimini “insan hakkı” olarak savunmak, diğer insan haklarıyla çelişebilir mi?
Evet. Bu tür talepler, çocuğun gelişim hakkı, ailenin eğitim hakkı, inanç özgürlüğü ve toplumun ahlaki bütünlüğü gibi haklarla çatışır. Her beyan hak değildir. Hakların çatıştığı yerde devlet denge kurar; bu denge de bireysel arzularla değil, kolektif hayrın korunmasıyla sağlanır.
Gelecek kuşakları kimlik karmaşasından korumak hukukçuların sorumluluğuna girer mi?
Kesinlikle evet. Hukuk sadece bugünün değil, yarının da dilini ve yönünü belirler. Eğer bugün kimlik karmaşasına karşı sağlam bir duruş sergilenmezse, yarının çocukları yönsüz, güvensiz ve kimliksiz büyür. Hukukçular, toplumun aklı ve vicdanı olarak geleceği biyolojik gerçekliğe, aileye ve maneviyata sadakatle inşa etmekle sorumludur.