LGBT OBJEKTİFLİĞİ
LGBT OBJEKTİFLİĞİ
Yazar
Ayşen ŞAHİN ALAMASLI
LGBT OBJEKTİFLİĞİ
Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in 2009 yılında hazırladığı “Radikalizm ve Aşırıcılık” adlı araştırmasında 34 ilde 1715 kişiye soruldu. “Kiminle komşu olmak istemezsiniz?” Katılımcıların %87’sinin “eşcinsel” kişiler ile komşu olmak istemezdim yanıtı verdiğini biliyor muydunuz?
Milenyum diye yerin göğün inlediği tarihten henüz 9 sene geçmişken, böyle bir sayısal veri çıkmış, peki bu araştırma 1969’larda parlayan Zeki Müren döneminde yapılsaydı milenyuma erişmemiş kişiler LGBT bir bireyle komşu olmak istemezdim cevabına ne kadar katılırdı? Oğlu pembe giymek istedi diye cam kapı dağıtan babanın salondaki gramofonuna topuklu ayakkabı giyen Zeki Müren konuk olan evinden istatistiğe nasıl bir katkı olurdu? Nasıl da uzak ama nasıl da iç içe sokulmuştuk yavaşça. Çok uzaklara 1969’lara gitmeyelim evet 2009 yılında yapılan bu araştırma yanıtları arasında en yüksek oran eşcinsel bir komşu istenmediği yönünde. Hâlbuki doksanlı yıllarda ilk özel televizyonlar yayına başladıkça göremediklerimiz görülür oluyor, Emel Müftüoğlu’nun Korkuyorum şarkısının klibi ilk lezbiyen klip oluveriyor hatta Orhan Atasoy’un Gemiler klibi Türkiye’den ilk MTV ödülünü hak kazanıyor. Kalorifere bile her yerde geçilmemişken soba sıcaklıklarında çaylar yudumlanıyor, yerde ödev yapan çocuklar bu gemilerle travesti görselleri izliyor. Tarzı ile fark atmak isteyenlerse birkaç yıl sonra Teoman’dan dinliyorlar bu ödüllü klipli meşhur gemiler şarkısını… İstatistiklere çok net olumsuz cevap verecek şekilde karşısında olduk Lgbt nin. Fakat normal görüp evini yuvasını açacak kadar destek olduk kâh bilerek kâh bilmeyerek.
Peki biz neyin karşısındayız ya da neyi destekliyoruz ya da şöyle sormalı; dilimiz aaa Allah yakar tüh tühleri söylerken kalbimiz aman Allah korusunlar zikrederken usul usul neyin içinde buluyoruz kendimizi?
Doğuştan kolu olmayan bireyi kolu yok diye yakacak mı ki Allah da cinsel uzvunda farklılık olanı sen farklısın diye yakacak? Midesinde işlevsellik problemi yaşayan doktora koşuyor da cinsel uzvunda bir problem olan neden kapılar ardına itilsin kakılsın mide hastası hor görülmüyor da neden özel bölge tedavisine ihtiyaç duyanlar hor görülsün. O zaman şunu bir anlayalım Müslüman olan İslam’ı benimsemiş olan hiçbir birey herhangi bir fiziksel olumsuzluğu hakir göremez o olumsuzluğu yaşayana o durumu ile ilgili kötü davranamaz. Fazla hassas kalpler için ince bir açıklama yapalım bir şeyin fazla veya eksik olmasının olumsuz bir duruma ihtimali vardır. Doğuştan on bir tane parmağım var diye sevinmez çocuk kendini bilmeye başladığı zaman ilk soracağı şey Anne benim neden on bir tane parmağım var olacaktır. Ya da saçları çıkmayan çocuk havalara uçmaz nihayetinde ben niye kelim diye üzülür. Fiziksel fazlalıklar ve eksikliklerle dolduğumuz ve doğduğumuz şu dünyada herkes kendi üstündeki olumsuzluğunu olumluya çevirip veya çeviremeyip sürdürmeye çalışır hayatını. Öyleyse bir Müslüman var olan bir fiziksel duruma karşı değildir. Lâkin durum bundan ibaret de değil. Çünkü bir güruhun derdi eksiklikler fazlalıklar dolayısıyla yaşanan olumsuzluklar değil. Sınırları aşmak adına daha fazlası daha fazlası ve daha fazlasıdır… Tam da yönelim ve tercih diye göz boyanan cümleler burası. Çünkü denilene göre doğuştan hiçbir fiziksel farklılığı olmadığı halde bir kişi canı çekti diye, içinden öyle geldi diye, öyle hissetti diye başka bir cinsiyeti tercih edebilir bunu da ifşa edebilir istediği gibi yaşayabilir… miş.. Karşı olduğumuz desteklemediğimiz durum budur. Ama karşı olmak cümlesinin altını yobazca doldurmamalı anlatılmak istenenin dışına çıkılmamalı.
Bir fıtrat bilinci sadece Müslümanlarda değil bugün İslam’dan bağımsız birçok ülkede bile yadsınamaz bir gerçekliktedir. Ortada bir yaratılış gerçeği vardır. Var olmayan bir şeyi varmış gibi dayatamazsınız. İki cinsiyet vardır üçüncüsü tercih değildir. Freud’un dediği üzere çocukluk ve ergenlik zamanlarında yaşanan istismar ve travmaların ya da baskıcı ebeveyn varlığının çocuklarda cinsel kimlik bozukluğuna sebep olmasıdır. Psikolojik bir durumla kendi başına içinden çıkamayan insanın kendini “tercihim bu” çatısına saklaması gerçek bir çözüm aramaktan elbette daha kolay olacaktır. Erkekliğinde veya kadınlığında cinsel içerikli veya ruhsal sıkıntılı yaşatılan zalimliklere ses çıkaramamışken, bardak dolunca başkaldırıp ben hiç biriyim fıtrattan yaratılıştan ayrı ve aykırıyım demek adeta bir rövanş olacaktır. Hâlbuki gerçek zalimleri suçlayıp adaleti hep beraber arayacakken, her şeye perde çekip üçüncü cinsiyet kimliği ile adalet aramak bu kimliğin sınırları her aşmasına özgürlük atfetmek ve hatırlamak istemediklerine zafer bayrakları dikmek gibi hoşuna gidebilir. Birçok araştırma istatistik bunu ispatlamış durumda. Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman‘ın Farklı Cinsel Kimliklerdeki Bireylerin Çocukluk Dönemi Aile İlişkileri: “BİZİM HİK YEMİZ AİLEDE BAŞLAR” makalesinde de dediği gibi farklı yaşamlar ama aileye dönük benzer temalar her şeyi ortaya koymaktadır.
Karşısında olduklarımızın içimize özel bir şekilde yerleştirilmeleri, kültür sanat eğitim spor gibi yaşamı idâme ettirecek her unsurda ustaca karşımıza çıkarılması böylesine yaygınlaşması zoraki destek olunması gerekli bir müesseseye çevrilmek istendiğinin kanıtı durumundadır. Oysa hem tıbbi hem akıl ve ruh sağlığı hem de dinî olarak ispatlanabilir şeyler yok sayılmaktadır. Böylesine ısrarla fonlanıp daha sensörlü kapıların bile görmediği çocuklara cinsiyet değiştirme muhayyerliği sunulması ve bunun dünyanın tek gündemiymiş gibi çalışmalar yapılması karşısında değilsek kimin yanındayız sorusuna cevap çok da nettir aslında.
Ne karşısındayım ne destekçisiyim diye düşünüp objektif olduğumuzu sandıklarımıza gelince, ne şiş yansın ne kebap demek nedir biliyor musunuz? Bizzat farklı sebeplerle mazlum olduğunu fark etmeyen neticede bir dürtü ile cinsiyet kimlik bunalımlarına giren insanların düşürüldüğü duruma haklarının küreselleşen bir pazarda satılmasına izin vermektir, İsimlerinin hunharca kullanılmasına sessiz kalmaktır hatta büyüyünce örümcek adam olacağım diyen yaş grubuna bile lgbt kapsamında cinsel tercih dersleri yaptırılan bir dünyada çocuk istismarına susmaktır.
Öyleyse objektif değiliz bilimsel kanıtların arkasındayız lgbt destekçisi değiliz karşısındayız bir nesle yapmak istediklerinin farkında olarak kabul etmediklerimize dahil olmadan mazlumun yanında zulmün sapkınlığın karşısında dimdik ayaktayız.
Yazar
